Ara sıra dağılması dert değil!
+ Sonra Oku

Ara sıra dağılması dert değil!

Kendi tercihimle bekar bir anne olarak, gücümle gurur duyuyorum. Başkalarının yapmayacaklarını bildiğim kararlar verdim; daha güç gibi görülebilecek bir yol yarattım ve bundan asla pişmanlık duymadım. Bekar bir anne olmak, çocukluktan beri hayalini kurduğum bir şey miydi? Hayır. Peki hayatımdaki en büyük lütuf haline mi geldi? Kesinlikle.

 

Kızım ile aramdaki ilişki, her ikimizi de destekleyebiliyor ve ona mutlu ve tatmin edici bir hayat sunabiliyor oluşum ile gurur duyuyorum. Mutluluğu, benim için her şey demek. Çocuğumun hayatını açıkça görülen bir keyifle yaşayabiliyor oluşu, işimi doğru yaptığımı görmem açısından ihtiyacım olan tek kanıt.

 

Nazik bir çocuk yetiştiriyorum. Sevgi dolu bir çocuk. Mutlu bir çocuk. Ve bu özelliklerini yetişkinliğine kadar koruyabilmesini sağlamak, kendimi ciddi bir şekilde adadığım bir şey.

 

Ve belki de bu yüzden, ebeveynlik konusunda okuduğum bir makale yüzünden sarsıldım biraz. Makalede "Ebeveynler, çocuklarının gelecekteki ilişkilerini sabote mi ediyor? diye bir başlık gördüm ve bu konu hakkında uzun uzun düşündüm...

 

Yazının ana fikri, çocuklarımızın mutluluğunu korumak için çok çalışmanın, aslında gelecekte başarısızlıklar için temel oluşturduğu düşüncesi hakkında. Çünkü insanlar, mutluluklarını kendilerinde bulmak zorundalar ve mutluluk için başkalarına bel bağlamak, felaket için bir çağrı aslında.

 

Muhtemelen ihtiyaç duyduğum bir hatırlatıcı ve okurken başımı salladığım bir yazıydı bu. Ama sonra şu cümleyi okudum: “Mutlu bir çocuk yetiştirmenin en iyi yolu, bizzat mutlu olmaktır.”

 

Tam o anda donakaldım.

 

Bakın, genelde kendimi oldukça mutlu bir insan olarak görürüm. Ama geçtiğimiz yıl biraz zorluydu benim için. Birkaç güç olayın ağırlığı altında kaldım – ki hayat bazen karşımıza çıkartıyor böyle durumları –ve gerçek şu ki oldukça karanlık bir yere düştüm. Yine de her sabah kalktım. Yine de çocuğumla ilgilendim, faturaları ödeyebilmek adına çalıştım. Ama mutlu değildim. Canım yanıyordu. Hatta bunalımdaydım belki de. Ve bu depresyonu küçük kızımdan saklamak için delicesine mücadele ediyordum – savaşımda her gün yeni bir yenilgi yaşadığımı bilsem de.

 

Tüm bu zorluğun içerisinde, bir de bu gerçek yüzünden suçluluk duygusu ile baş etmeye çalışıyordum. Oradaydım. Mevcuttum. Ama olmak istediğim anne değildim. Kızımın hak ettiği anne değildim. Ve bu benim için acıydı – diğerlerinin üzerine binen bir diğer zorluktu.

 

Karanlık taraftan çıktığımda, bana yeni olan bir şeyi kabul etmek zorundaydım: bunalım krizlerine ve kaygıya, düşündüğümden daha eğilimli olabilirdim. Kendimi mutlu bir insan olarak düşünmek istiyorum. Güçlü bir insan. Ve gerçek şu ki, öyleyim zaten – ama aynı zamanda da bazen tökezleyen biriyim. Özellikle de hayat zorlaştığında.

 

Ve bu zamanlarda, dünyanın inanmasını istediğim kadar güçlü değilim. Bizzat inanmak istediğim kadar. Kızımın inanmasını istediğim kadar.

 

Peki bu durum beni hangi noktada bırakıyor? Peki ya kızımı? Mutluluğu sürekli biçimlendiremem. Zamanın çoğunda, bunu yapabilecek kapasiteye bile sahip değilim belki de. Ve muhtemelen kızımın mutluluğu için gerekenden fazla çabalıyorum. Çünkü onun mutluluğunda, mutluluk buluyorum. Bazen buna ihtiyaç duyuyorum.

 

Yani esasen, bu makaleye göre, tam bir başarısızlık örneğiyim. En azından okuduktan sonra bu şekilde hissettim.

 

Anne olmak, bolca suçluluk duygusunu beraberinde getirir. Tanıdığım birçok anne, yaptığı hemen hemen her şeyi sorgulamaya epey vakit harcıyor. Çocuklarımız için en iyisi olmak istiyoruz. Evet, bocaladım biraz. Kendime karşı dürüst olduğumda, bazen çocuğuma mutluluk için bana gelmesini öğrettiğimden ötürü suçlu olduğumu biliyorum. Ve sonsuza dek mutluluğunu onun için biçimlendirme kapasitesine sahip olmadığımı biliyorum.

 

Ama sonra bir arkadaş bir şey söyledi: “Belki de mutluluk saplantımızı bir kenara bırakmamız, her türlü insani duyguyu biçimlendirmeye çalışmamız gerekiyor – ki böylelikle çocuklarımız, iyiyle, kötüyle ve ikisinin arasında kalan her şeyle başa çıkabilsinler.”

 

İşte buydu. Duyma ihtiyacı duyduğum yanıt buydu.

 

Şebnem Hasır

 

Yorum yaz