Keşke ben de boşanma partisi yapsaydım!
+ Sonra Oku

Keşke ben de boşanma partisi yapsaydım!

Evlendiğimde 25 yaşındaydım. Sevdiğim adamla 4 yıldır beraberdik ve hem arkadaşlarım, hem de pek muhafazakar ailem ‘hadi artık’ demekten bir hal olmuştu. Daha neyi bekliyorduk? Okullar bitmişti, para kazanmaya başlamıştık, artık zamanı gelmişti. Ayrı uyandığımız sabahlar git gide daha çekilmez hale geliyordu. Eninde sonunda evlenecek, bir sürü de çocuk yapacaktık nasılsa. Hadi artık, yaşımız geçmesindi.

 

Nişan törenimizi duyurduğumuzda aldığımız tebriklerin haddi hesabı yoktu. Arkadaşlarım uzun uzun mesajlar yazıyor, ailemden kiminle konuşsam kocaman gülümsemeler eşliğinde ‘aferin’ler alıyordum. “Evleneceğimizi ele güne duyurma merasimi” deyip eğlendiğim nişan telaşı başlar başlamaz, herkes bir eksiğim olup olmadığını sormaya başlamıştı. Çok güzel hediyeler aldım, hepsini de tepe tepe kullandım evlendiğimde.

 

“Çeyiz serme” diye de bir adetimiz varmış. Gelin hanımın evi yerleştirileceği zaman teyzeler, yengeler, halalar bir araya gelip kolları sıvarmış. O ev ne zaman müzeye döndü hatırlamıyorum. ‘Yahu onları neden vitrine yerleştiriyorsunuz?’ dediğim anlardan birinde evden kaçıp gitmiştim. Müstakbel kocamla buluşup bir şeyler içmeye gittik, o sırada ailemizin güzel kadınları evimizi pırıl pırıl bir yer yapmakla uğraşıyordu.

 

Biz her ne kadar ‘yakın çevremizle bir arada olup kutlasak yeter’ desek de, birkaç ay sonra neredeyse bütün gün süren bir düğünümüz oldu. Önce sülaleler bir araya geldi, yaklaşık üç saat süren ‘takı merasimi’ boyunca ayakta dikilip tebrikleri ve çil çil hediyeleri kabul ettik. Akşamına güzel bir deniz kıyısına gidip herkes yorgunluktan ve sarhoşluktan devrilene kadar eğlendik. Dillere destan düğün diye buna denirdi, ne kadar eğlendiklerini hala anlatır arkadaşlarımız...

 

Evliliğin ilk yılı boyunca kiminle nerede karşılaşsam “ee nasıl gidiyor evlilik? Alışabildin mi? Çocuk ne zaman?” soruları ekseninde dönen muhabbetlere maruz kaldım. Allahım iyi ki evlenmiştim. Aile-çevre koşullarına göre marjinal kabul edilen bir kadın olarak, hayatım boyunca bu kadar onaylandığım bir zaman olduğunu hatırlamıyorum. Ne desem “ay maşallah” diyordu insanlar.

 

O kadar maşallaha rağmen nasıl oldu da onların tabiriyle nazar değdi, bu evlilik niye yürümedi, önemli değil. Yürümedi işte. Daha üç sene olmuştu ki, boşanmaya karar verdik.

 

Yakın arkadaşlarım zaten sürecimizi bildiğinden, gayet güzel destek oldular ikimize de. Ancak yakın olmayan çevrenin tepkisi çok garipti.

 

Çünkü neredeyse hiç tepki vermediler.

 

Karşılaştığım en komik diyaloglardan biri, uzaktan akrabamız bir teyze, beni anneannemin evinde yakaladığında gerçekleşti:

“Kız ne kadar oldu sen evleneli? Hani çocuk mocuk yapmıyor musunuz? Bu gençler de böyle valla, rahatı buldular mı kaçıyorlar çocuktan hah hah...”

“Teyze biz ayrıldık. Çocuk da yok haliyle.”

“Aaaaa... Vah vah...”

“Yaa...”

“Eh... Oluyor öyle işte demek ki... Hay allah...”

“Yaa...”

Sonra uzun bir sessizlik.

Daha görgüsüz birinden aldığım “aaaa, gençler de bu işi çocuk oyuncağı zannediyor, ne güzel mutlu yuvan vardı kızım, ne diye dağıttın?” tepkisinin üzerinde durmama hiç gerek yok herhalde.

 

**

Hayatımda bir büyük değişiklik daha gerçekleşiyordu. Yine taşınıyordum. Yine desteğe ihtiyacım vardı. Ama bu sefer kimse ‘aa hadi hayırlısı olsun, bir şeye ihtiyacın olursa haber ver’ demiyordu. Birkaç yakın arkadaşım hariç hiç kimse o uzun mesajlardan yazmadı. Aile meclislerinde bir araya gelindiğinde kimse ‘ee kızım alışabildin mi, nasıl gidiyor’ diye sormadı.

 

Davullarla zurnalarla uğurlandığım baba evine birkaç koli eşyayla sessiz sedasız dönüvermiştim. Üstelik hiçbir kolinin üzerine renkli kurdaleler bağlamak istememişti kimse. Daha da acayibi ve yürek burkanı, daha sonra kendi evime taşınırken de kimseden ses seda çıkmamış olmasıydı.

 

İnsanlar çağlar boyunca, hayatlarında meydana gelen büyük değişiklikleri kutlamak, geçiş süreçlerini anlamlandırmak ve bu dönüşümleri çevresiyle paylaşabilmek için çeşitli ritüeller icat etmişler. Düğün, doğum, hatta sünnet bile bir araya gelinip kutlanır; ölüm bile insanları bir araya getirir, çeşitli törenler yaptırır. Sosyal ve toplumsal olarak bir şey kazandığınızda ya da kaybettiğinizde bunu uygun törenlerle kutlamak, kutsamak ve geçişi yumuşatmak her zaman ihtiyaç duyulan bir şey olmuştur.

 

Ne hikmetse, boşanmalar bu ritüelleri hak etmemiş bugüne kadar. Toplum tarafından onaylanan bir şey olmadığından mı, o kadar telli duvaklı kutlandıktan sonra ‘eh ne yapalım, olmayınca olmuyor’ demek zor geldiğinden mi bilinmez.

 

Ama o alkışlarla sahneye davet ettiğiniz ‘genç çiftiniz’, bir anda iki ayrı insan olarak yapayalnız kalıyor toplumun orta yerinde. En yakınındakiler dışında hiç kimse bu geçişi yumuşatmak için bir şey yapmaya gönüllü olmuyor.

 

Ben kadın dostlarımla bir araya gelip küçük bir ‘bekarlığa merhaba’ partisi yapmıştım gizliden gizliye. Gülüp eğlendiğimiz sıradan bir akşam olmuştu. Cesaretlendirici sözlerini alıp kırmızı kurdalelerle göğsüme asmıştım içimden. Hala biri boşandığını söylediğinde ‘istersen bir ara buluşup kutlayalım bunu!’ der gülerim. Kimisi ben de boşanmış olduğum için halden anladığımı düşünür, kimi de bu teklifimi edepsiz bulur.

 

Şimdi son günlerde herkesin konuştuğu ‘boşanma partisi’ haberini gördüğümde de gülümsedim ister istemez. “Ay amma marjinal!” diyen de oldu, “bravo valla, ne güzel kutlamışlar” diyen de oldu.

 

Gülümsedim ve ‘keşke ben de yapsaymışım’ dedim. Boşanmamın üzerinden 3 yıl geçmiş olmasına rağmen hala geniş ailemle bir araya geldiğimde o hiç konuşulmayan, sanki hiç olmamış gibi sayılan evliliğimin ve boşanmamın bir sorun, bir hata, bir talihsizlik değil, sadece yaşanmış hikayelerimden biri olduğunu kabul etmem daha kolay olurdu belki. Başkalarının durumu nasıl kabul ettiği de önemli değil üstelik, ayrılmayı seçen iki insanın hayatını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi için bu ayrılığı da kutlamaları belki şimdilik çok marjinal, ama çok, çok mantıklı...

 

Deniz Ayla

 

Yorum yaz