‘Ne Karagöz’ün ne kantonun kaybolmasını isteriz’
+ Sonra Oku

‘Ne Karagöz’ün ne kantonun kaybolmasını isteriz’

Eski İstanbul ramazanları ayağınıza geliyor. Üstelik kantosuyla, operetiyle, fasılıyla, düetiyle, manileriyle sizi bir zaman tünelinden geçirmeye hazırlanıyor. Alaturka Records’un “Direklerarası” projesinde meddah olarak izleyeceğimiz usta tiyatro sanatçısı Altan Erkekli ve sanat yönetmeni Uğur Işık ile Direklerarası’nı konuştuk.

Ramazan denince her kuşaktan insanın aklına Karagöz’lü Hacivat’lı Direklerarası ramazan eğlenceleri gelir. Bu unutulmaz eğlencelere çağdaş bir gönderme yaparak özlediğimiz ramazanları hatırlatacak, sanat yönetmenliğini Uğur Işık’ın, anlatıcı rolünü Altan Erkekli’nin üstlendiği “Direklerarası” eğlencesi Zorlu PSM’de hayat buluyor.

 

Direklerarası Zorlu’ya gelmiş olacak’

 

Çok özlemiştik Direklerarası’nı, sizi orada izlemek için sabırsızlanıyoruz. Fikir nasıl ortaya çıktı, teklif nasıl geldi?

Altan Erkekli: Eşim Ebru TRT spikeri, hem Uğur ve eşi Çiğdem ile hem de diğer solist arkadaşlarımızla yakın arkadaşlar. Onlar her şeyi milim milim örerek ortaya çıkaran değerli bir müzik grubu. Hepsi üstatlığa erişmiş. Onlar da beni yakinen takip ederlermiş.

Uğur Işık: Teklifin sebebi Altan Bey’in sanatsal kişiliği...

A.E.: Önce değerli üstatların arasına sol şeritten girmekten ürktüm. Ama dediler ki: “Selçuk’un da Okan’ın da performansları beğenildi, siz de layıkıyla yapacaksınız.” Takdirleri beni mutlu etti. Bir de 8-9 senedir sahneden uzak olmam sebebiyle duygulandım. Musiki içinde olmak hayalimdi. Ama ıslıktan başka şey çalamadım. Bugüne dek öğrendiklerimle ben de Direklerarası’nın geleneksel Karagöz- Hacivat, meddah, kanto falan hepsinden birer nebzeyi katarak bu işin harmanında bir zerrecik olmaya çalışacağım.

 

Altan Bey’le çalışmak nasıl bir deneyim oldu sizin için?

U.I.: Altan Bey’in en büyük özelliği şarkı söyleyebilmesi, tipleme yapabilmesi, fasıl okuyabilmesi, Hacivat-Karagöz olabilmesi, meddah olabilmesi. Çok yönlü bir kişilik olduğundan bize büyük katkısı oldu. Müzikal tadında bir gösteri olacak.

 

Sürprizleri bozmak istemem ama bizi neler bekliyor?

A.E.: Eski Direklerarası’nda Beyazıt’taki Fen Fakültesi’yle Fatih Camii’nin arasındaki meydan insan seline dönermiş. İnsanların iftardan sonra dışarıya çıkıp ramazan eğlencelerini tattıkları yermiş. O günler bir zaman tünelinden alınıp buraya getirildi. Orada operet var, kanto var, Karagöz var, düet var, fasıl var, meddah var. Her şey burada harmanlanmış vaziyette, Direklerarası Zorlu’ya gelmiş olacak.

 

İzleyici başka bir insan olacak’

 

Ramazan’ deyince aklınıza ne geliyor? Eski ramazanlardan ne özlediniz?

A.E.: Pide geliyor. Şimdi pide her zaman var ama eskiden ramazanda vardı. Karagöz-Hacivat vardı. Bayram sabahı harçlık toplanırdı. Kuskus, komposto ramazanda olurdu.

U.I.: ‘Eski ramazan’ gibi sözleri sevmiyorum. Hoşlandığım şey eskiyi yaşatmak.

 

Hazırlık sürecinde sizi zorlayan ne oldu?

U.I.: En zoru repertuvarın yapılması oldu. Eskide olanı elimizdeki sanatçı kimliklerine giydirmek istedik. Manilerimiz, zaman makinesi, masallar var.

A.E.: Üstatlar arasında elimde notalarla olmak... Nota bilgim yok. Allah vergisi ve tiyatroculuktan gelen kulak var.

 

Eskiden meddahlar yerlerinden kalkmamaya gayret eder, hikâyeden ziyade tekerlemeler üzerinden giderlermiş. Sizinki de öyle mi?

A.E.: Değil, bir sunucu, manici gibi, şarkı söyleyeceğim, kanto yapacağız, her şey var.

 

 

Kah güldürecek kah düşündürecek...

A.E.: Evet hüznü de var.

U.I.: İzleyici başka bir insan olacak. Biz de değişeceğiz.

A.E.: Ne kadar çok kişiye bu kültürü duyurabilsek çağına tanıklık eden sanatçılar olarak görevimizi yapmış olacağız. Ne Karagöz’ün ne kantonun kaybolmasını isteriz. Caz da pop da önemli ama bu da bizim tarihi kalıntımız.

 

Krallık sahnede kalıyor’

 

İzleyici reaksiyonu performansınızı etkiler mi? Seyircinin tepki vermesini beklediğiniz sahnede tepkisiz kalabilirler...

A.E.: Atla üzerindeki jokey gibi... Jokey atı ne kadar rahatlatırsa at da pistin çim mi kum mu olduğunu fark etmeden iyi performansını verir. Elbette sahne sempatisi olan oyuncuya seyircinin vereceği tavır farklı. Mesela ‘Bana Bir Şeyhler’ oyununun gittiği yerlerde salon yıkılıyordu, Kayseri’ye gittik. Tık yok. Yılmaz Erdoğan “Japonlar gelmiş galiba salona” dedi. İnsanlar protokolde birinin olmasından ya da toplumsal olaylardan farklı ruh hallerine bürünebilir ama biz onu gıdıklamasını öğrendik.

 

Peki sizin ruh haliniz yansır mı performansınıza?

A.E.: O kuliste kalıyor. Ev kirasını mı ödeyemediniz, su borusu mu patladı, çocuk 39 derece ateşli mi; hepsini geride bırakıyorsunuz. Ee, kral oynuyorum diye de oyundan sonra “Hey çekilin oradan” diyecek halim yok. Krallık sahnede kalıyor.

 

Kendinizi izler misiniz?

 

A.E.: İzlemek zorundayız. Tabi televizyonda oluyor. Önceki oyunlarımdan birkaçı çekilebildi. Çok üzücü. Bir tek broşürler kaldı. Bu arada yaşım da çıkıyor ortaya. 63 yaşımdayım.

 

Projeye başlarken fikrini almadan hareket etmediğiniz biri var mı?

 

A.E.: Bu hale gelmeme büyük emekler verdi Rutkay Aziz. Ondan önceki hocalarım Prof. Özdemir Nutku, Nurhan Karadağ ve rahmetli hocalarım var. Hepsine şükran borçluyum. Elbette artık “Ne tonlama yapsam?” diye danışmıyorum.

U.I.: Ben sormam kimseye. Önce yiyeceğim yemeği yapmak isterim. Sahnede eğlenmeme bakarım. Bir projenin çatısını bitirdikten sonra eşime ve birkaç kişiye çıtlatırım ama pek kimseye söylememem. Projeler de çalınabiliyor.

A.E.: Tiyatrocu olması nedeniyle TRT spikeri eşim Ebru’yla biz de fikirdaşlık yaparız. Benim desteğimdir. Eksik olmasın.

 

Birlikte çalışması zor biri misiniz?

U.I.: Altan Bey müthiş biri. Göründüğü gibi. Sokakta herkesle fotoğraf çektiriyor.

A.E.: Tevazu olmasaydı bu işte olamayabilirdim. Kendimi denizin içine atıverdim. Okyanus da olsa onlarla beraber yüzmeye karar verdim. Egoların içinde yapamazdım.

 

Röportaj: Sema Ereren

Fotoğraflar: Özge Gedik

Yorum yaz