Duygu İslamoğlu Diğer Yazıları Yazar Kimdir

Evin nerede?

Gerçek evin neresi? Oradan oraya koşturup dururken, hayatı kovalarken, hani o durduğun an var ya... Gözlerini kapatıp ya da tek bir yere bakıp, tam tamına ‘tamam’ hissettiğin o anda hissettiğin yer asıl evin olsa gerek.

 

Değiştirdiğin evlerden hangisi? Kaç yere taşındığın, dünya üzerinde kaç noktaya, kaç ayrı duvarın arasına ‘evim’ dediğin fark etmiyor.

 

Hangi oda senin? Eşyalarının olduğu yer mi, yatıp uyuyabildiğin yer mi? Sanki hiç bilmediğin bir odada ‘evde’ hissetmedin de, aranıyorsun şimdi.

 

Nerede ‘evimdeyim’ diyorsun? Sevdiğinin omzunda, en sevdiklerinin arasında, o bir tanesi sana tam da öyle sarıldığında bazen. Ortalığı bir güzel toplayıp temizleyip sonra kendine bir kahve koyarsın ya, sırf pırıl pırıl yaptın ve ellerinle dizdin diye senin evin oluverir o mekan ve karmaşık eşya yığını. Kahvene eşlik edecek o bir tanesi de oralardaysa, nerede olursan ol ‘evimdeyim işte’ demez misin?

 

Bir gün uyansan ve bütün ıvır zıvırın ortadan kaybolmuş olsa; evini, kalbini neyle dolduracaksın? Kalbin neyle dolu ki? Bütün o doldurduklarını alıp eve gidecek olsan, nereye götüreceksin her şeyi?

 

Bir gün uyansan ve kendini dünyanın bir yerinde evsiz bulsan mesela, başka bir yere evim demen ne kadar sürecek?

 

Bir ev bulduktan sonra oraya ‘yuva’ diyebilmen için de birkaç şey gerekecek. Şöyle ayaklarını uzatıp hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey düşünmeden dinlenebildiğin, sessizliğin tadını çıkarabildiğin bir yer olmalı önce. Sonra bir dost, bir sevgili, bir kardeş gelip çay koymalı ki iyice ısınsın yuva. Başka hiçbir yerde atamayacağın o gevşek kahkahalarından atacaksın ki duvarlar anlasın oraya yuva diyeceğini. Öyle yemekler yenilecek ki orada; nelerin piştiği değil, nasıl tatlara varıldığı önemli olacak sadece.

 

Öyle çok başını ağrıtmayacak yuva dediğin. Aksa da koksa da, bir çırpıda toparlanıverecek birileri ‘sana geliyoruz’ dedi mi. En sevdiklerinden biri mutfağına bakıp ‘hadi bi el atalım şuralara’ dediğinde pırıl pırıl olacak nasılsa. Sonra ıvır zıvır toplandı mı yine kahveler içilecek, yine bir yerlere uzanılıp hiçbir şey yapılmayacak.

 

Sonra tüm o ıvır zıvırı alıp başka bir dört duvar arasına sığman gerektiğinde ne olacak? Senelerce aynı dört duvara baksan da, on senede on farklı eve ‘yuva’ demiş olsan da, o ‘evimdeyim’ hissi değişmeyecek. Sen nerede tam tamına ‘tamam’ hissediyorsan, orası evin olacak.

 

O zaman neresi için taksit veya kira ödüyor olduğun, eninde sonunda nereye dönmek zorunda olduğun hiç önemli olmayacak.

 

O zaman bir sırt çantası alıp birkaç parça ıvır zıvırla bir yerlere gitmeye karar verdiğinde, hani o gözlerini kapatıp ‘evimdeyim’ dediğin hali de yanında götürmeyi bildiğinde, gözün arkada kalmayacak.

 

İşte o zaman dünyanın neresinde olursan ol, yanında iyi, rahat, huzurlu hissettiğin herhangi birini evine davet edip birer kahve içebilmen için birer kadife koltuğa ihtiyacın kalmayacak.

 

Her köşe başı, her ağacın altı, dünyanın her bucağı kolaylıkla evin olacak.

 

Yorum yaz

  • Misafir 2017-06-19 11:40:51

    aslında buraya bayağı uzun bir şey yazdım ama sayfa kendini yeniledi ve yazdıklarımı aynı hissiyatlarla yeniden yazamadım. öğlen evde biraz peynir iki zeytin atıştırıp bu konuda seninle konuşmayı isterdim... özlendiniz madame :)