Doğurmak ve sağ beyin

Doğuma hazırlık eğitimlerim sırasında doğum sanatı adı altında bir çalışma yaparım. Bu çalışmada renk renk boyalar, üzerinde özgürce hareket edebileceğiniz beyaz resim kağıtları kullanırım. Doğum sanatının amacı; kişinin içinde bir yerlerde saklı olan, henüz kendisinin bile fark etmediği, dillendirmediği, bilmeden gizlediği duygu ve düşünceleri, üzerlerinde fazla kafa yormadan, içinden geldiği gibi kağıda dökmesini sağlayarak, beynin sağ yarım küresini aktifleştirmektir. Bizler böyle çalışmaların sonunda, sergilenecek sanat eserleri yapmıyoruz. Kimsenin resmini alıp incelemiyoruz. Amacımız anlamlı, göze hoş görünen, başkaları için güzel görünen resimler yapmak değil. Amaç; beynimizin sağ yarımküresini aktifleştirerek farkında olmadığımız duyu ve düşünceleri keşfetmek. Düşünmeden içimizden gelenleri kağıda geçirmek. Kendimizi iç sesimize, sezgilerimize bırakmak ve hangi konu hakkında doğum sanatı çalışması yapıyorsak konuyla ilgili açığa çıkanları bireysel olarak fark etmek.

 

Geçenlerde bir anne adayı bana “doğuma hazırlık eğitimi aldım, doktorla konuştum, kitaplar okudum artık normal doğum yapabilirim” gibi bir cümle kurdu. Doğuma hazırlanmak için yaptığı tek ve yegâne şey analitik bilgilerle kendini doldurmaktı. Doğum nasıl başlar, açılma nasıl olur, doğumun aşamaları nedir, doğum planı nasıl hazırlanır,  hastanelerdeki rutin müdahaleler nelerdir, epidural ne zaman takılır, epizyotomi diye bir şey varmış, damar yolu açacakları mı vs. vs…

 

Bunları bilmek tabi ki önemlidir ama bu bilgilerle doğum yapılmaz! Bu bilgiler size en uygun doktor ve hastane seçimi için yardımcı olur. Bu bilgiler sizi doğum süreci ile ilgili aydınlatır. Doğumunuza aktif olarak katılmanızı sağlar. Ama salt bu bilgilerle normal doğum yapamazsınız.

 

Doğum; beynin sağ yarımküresinin işidir. 

 

  • Tam burada ve şu andayım
  • İçgüdülerimle ve sezgilerimleyim
  • Resimlerle düşünürüm
  • Enerji boyutundaki bilgi duyu sistemimden içeriye sürekli olarak akar
  • Şimdiki anın nasıl göründüğünü, nasıl koktuğunu, nasıl hisler uyandırdığını, nasıl ses verdiğini anlatan bu devasa kolajı ortaya çıkarırım.
  • Ben etrafımdaki enerjilerle bağlantılı bir enerji-varlığım. Bu bağlantıyı sağ yarımküremin bilinci aracılığıyla kuruyorum.
  • Bizler birbirine bağlantılı enerji varlıklarız. Bir insanlık ailesi olarak bizleri birbirimize bağlayan sağ yarımküre bilincimizdir.
  • Ve tam burada şu anda bu gezegende hepimiz kardeşiz. Bizler bu dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için buradayız.
  • Ve şu anda bizler mükemmeliz, tamız, bütünüz…

 

Yukarıdaki açıklama; Dr. Jill Bolte Taylor tarafından yapılan beynimizin sağ yarımküresinin tanımıdır. Yıllarını bir nöroanatomist olarak işin analitik kısmını anlamakla geçirmiş ve bir gün beyninin sol yarımküresinde meydana gelen kanama nedeniyle aktifleşen sağ yarımkürenin ona yaşattıklarını gözyaşları ile anlatmıştır. Onun Ted Talks konuşmasını dinledikten sonra analitik bilginin “doğurma sürecine” yardımcı olmayacağını bir kere daha anladım.

 

Fark ettiyseniz pek çok doğuma hazırlık eğitimi analitik bilgi odaklıdır. Sizi sadece ve bazen en çok sol beyin bilgisi ile doldurur. Sözel, sembolik, matematiksel, rasyonel, sayısal, mantıksal pek çok bilgi doğuma kadar işe yarasa da, doğurmaya teslim olan bir kadının işine yaramayacaktır. Kötüdür ya da tamamen gereksizdir demiyorum, tam tersi ben de anlatıyorum ama biliyoruz ki “doğurmak” için yeterli değildir. Ve aslında iki günlük bir eğitim boyunca durmadan sağ beyni uyandıracak içsel çalışmalar bile yapılsa önemli olan, eğitimlerde öğrendiğiniz bu bilgileri hayatınıza geçirmek, doğuma kadar deneyimlemektir. Aksi takdirde orada kalır, unutulur ve işe yaramazlar.

 

Doğum süreci için sağ beyni uyandırmak gerekir ki hamilelik ve doğumun doğal akışı zaten bunu otomatik olarak destekler. Bunu engelleyen, örten, açığa çıkmasını zorlaştıran şehir hayatı, doğum ortamları ve doğuma yaklaşımdır. Hızla akıp giden hayat, iş stresi, koşuşturma size “canım deniz kenarında sessiz bir yürüyüş yap, otur şu ağacın altına onun güçlü köklerini, ayağının altındaki toprak anayı hisset, nefesini takip et, anı fark et, şimdi ve şu anda güvendesin” demez. Hatta çoğu kişi bunlarla dalga geçer, küçümser…

 

Bizim kültürümüzde kadın olarak dışarıdan nasıl göründüğümüzün ve çıkarttığımız seslerin de utanç hissetmemizle doğrudan alakası vardır. Doğum ise ilkel beynin kendini sahnenin ortasına koşarak attığı ender zamanlardan biridir. Davullar bangır bangır çalarken ve ilkel tarafın sahneden çılgın gibi dans etmek isterken, vıdı vıdı konuşarak doğruyu ve yanlışı, ayıbı ve ahlaklıyı ayırt etmeni sağlamaya çalışan sol beyninin bebeğinin doğumunda işi yok. Kov gitsin! Kendini içinden yükselen müziğin ritmine bırak. Sağ beynin sahneye çıktığında her şey çok daha farklı olacak.

 

Doğumda beyin dalgalarının değişmesi üzerine fazla kafa yormadığım zamanlarda, bebeklerini doğurduktan sonra annelerle yaptığım konuşmalar sırasında çok şaşırdığım ama şaşırdığımı çaktırmadığım diyaloglar olurdu. Genelde bu yaşadıkları doğum deneyimini derin bir süreç olarak anlatan anneler Dr. Jill gibi enerjilerin akışından, bilginin onlara aktığından, farklı boyutta gibi hissetmelerinden, zaman kavramının yok olduğundan ve burada izinsiz paylaşmayacağım çok daha özel detaylardan bahsetmişlerdi. Onların yaşadıkları doğum deneyimi benim gözümde tam bir teslimiyetti. Dışarıdan bakınca tam bir bırakma, kimseyi takmama, içinden geldiği gibi davranma, ses çıkartma ve direnmeden kendini sürece bırakmaydı. Bütün bunları sağlayan içgüdülerin kraliçesi ise beynin sağ yarımküresiydi.

 

Şimdi kolları sıvayın, işte size en güzelinden doğuma hazırlık çalışması. Konumuz bırakmak, teslim olmak ve sağ beyni aktifleştirmek… Keyfinize göre salınacağınız orta ritimli ya da slow bir müzik açın. Gözlerinizi kapatın (kapatın ki sol beynin sesi kısılsın), içinizden bir ses (sol beyniniz) aptal gibi göründüğünüzü söylese de kendinizi duyduğunuz müziğin ritmine bırakın. İçinizden nasıl hareket etmek geliyorsa öyle yapın. Canınız istediği gibi dans edin, salının, eğilin, bükülün. Düşünmeden ritimle bir olun. Rüzgarda dans eden ağaç dalları misali dalgalanın. Suyun altında dalgalarla salınan yosunlar gibi yumuşayın. Müzik bedeninize hükmetsin, esnetsin, uzatsın… Zihniniz tam olarak bunları yaptığınız anda olsun. Ne geçmişi ne de geleceği düşünün. Anın tadını çıkartın.

Yorum yaz

  • Misafir 2015-07-16 23:14:31

    Ellerine , yüreğine, sağ ve sol beynine sağlık. .çok güzel bır yazı olmuş. ..