“Nefretimi kazanamayacaksınız”

Bir kez daha aynı şey oldu. Kalplerindeki tertemiz duyguları yansıtan müziği, belki de ilk gençlik aşklarını anlatan şarkıları dinlemek için bir araya gelmiş insanlar, masum çocuklar, gençler bütün Dünya’nın gözleri önünde acımasızca kurban edildi, hem de aynı yaşlarda biri tarafından.

 

Görünen o ki; birileri nefret tohumlarını giderek daha genç filizlerin arasına ekiyor, planlı, bilinçli ve örgütlü bir biçimde...

 

Çok uzakta ya da eski bir zamanda da değil, hepi topu bir yıl kadar önce yanı başlarında Fransa’da yine böyle bir gecede, yüzlerce insan benzer biçimde hayattan kopartılmıştı. Bütün bunların tesadüf olmadığını, seçilen yer, zaman ve mekanların tümünde ortak bir mesaj olduğunu görmemek mümkün değil.

 

Sizden nefret ediyoruz ve kendinizi en iyi hissettiğiniz anlarda, güvende sandığınız yerlerde, geleceğinize, çocuklarınıza ve gençlerinize saldırıyoruz, sizi rahat bırakmayacağız, hayatı elinizden kopartıp alacağız diyorlar.

 

Böyle olaylarda haber bültenlerinin, resmi makamların söyledikleri aşağı yukarı aynı şeyler oluyor. Şiddetle kınıyor, ardından güvenlik tedbirlerini bir önceki seferden daha da sıkı biçimde arttırıyorlar. Oysa ne yaparlarsa yapsınlar öfke, nefret ve ölümü kutsayan bu karanlık ruhlar, bulduğu ufacık bir delikten eninde sonunda giriyor, kötülüğü her yere bulaştırıyor, insanlığı paramparça ediyor.

 

Antoine Leiris adını hatırlayacak mısınız bilmiyorum .Geçen yıl Paris’te Bataclan konser salonuna yapılan benzer bir saldırıda, henüz 17 aylık olan oğlunun annesini, eşini, kendi deyimiyle hayatının aşkını yitirmişti. Cenazeler kaldırılırken yaptığı anma konuşmasında çok sade, çok gerçek bir biçimde bu duruma dair tavrını ortaya koymuştu. Bu bir başkaldırıydı aynı zamanda, saldırıyı yapanlara seslenmişti, hayat arkadaşını elinden alanlara; “Vous n’aurez pas ma haine!- Nefretimi kazanamayacaksınız!”

 

 

Bir an için kendimizi onun yerine koyalım. Bir terör saldırısında en sevdiğiniz varlığı kaybediyorsunuz ve bunu yapanlardan nefret etmeyi reddediyorsunuz.

 

Onların en çok istediği şeyi, nefreti, bütün bu vahşetin gerekçesi olarak gösterdikleri en önemli silahı ellerinden bir çırpıda çekip alıyorsunuz. Daha olayın üzerinden yalnızca saatler geçmişken kalbiniz bu olgunlukla dolup taşıyor, bu kadar insanca bir cümleyi haykırabiliyorsunuz.

 

Yaptığı konuşmada Tanrı’yı hatırlatmıştı Antoine ve şöyle demişti; uğruna körü körüne insan öldürdüğünüz Tanrı bizi kendi yansıması şeklinde yarattıysa, karımın vücudundaki her bir kurşunun, onun kalbini yaraladığını görürdünüz.

 

Allah, Tanrı, evren, kâinat, doğa… Kim neye inanıyorsa inansın kafasını bir an için gökyüzüne kaldırıp baktığında görecektir. Nefret iblisin icadıdır ve Yaradan’ın kalbini yaralar.

 

Kime dair ve ne gerekçeyle olursa olsun, yalnızca nefrete direnmek bile insan olmaya çalışmak için iyi bir başlangıç olurdu.

 

Yorum yaz